İçerik geliştirmek ister misiniz?

İçerik geliştirmek ister misiniz?

1739817062-slider_ayetullah

Ayetullah Sumer

View Count Views : 216

Türk resim sanatının önde gelen isimlerinden biri olan Ayetullah Sumer 1905’de İzmir’de dünyaya gelmiştir. Sanat hayatına İzmir’de başlamış, ardından Marsilya, Paris ve İstanbul’da devam etmiştir. Osmanlı Devleti’nin son döneminde değişen eğitim sistemi ve sanat anlayışının etkisiyle yetişen Sumer, Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte yeni ideallerin öncülerinden biri olmuştur. Yaşı gereği Kurtuluş Savaşı’na ve Cumhuriyet’in doğuşuna tanıklık eden sanatçı, özellikle İzmir’in işgal günlerini derinden hissetmiştir. Kurtuluş mücadelesi, Atatürk’ün İzmir’e gelişi ve kentin geçirdiği büyük dönüşüm, onun sanatına ilham veren önemli unsurlar arasında yer almıştır. 

 

Ailesi İle Birlikte Ayetullah Sumer (Soldaki Küçük Çocuk)
Sumer Aile Arşivi
Ayetullah Sumer, İzmir-1928
Sumer Aile Arşivi

 

Sumer, 1925 yılında ticaret eğitimi alması için Marsilya’ya gönderilmiştir. Ancak ticaret eğitiminin yanı sıra, Marsilya Güzel Sanatlar Akademisi hocalarından Theophile Berengier’in atölyesine de yarı zamanlı katılarak resme olan ilgisini daha da pekiştirmiştir. 1927’de ticaret eğitimini tamamlayarak Türkiye’ye dönen sanatçı, yeteneğinin fark edilmesi üzerine 1928’de devlet bursuyla tekrar Fransa’ya gönderilmiş ve resim eğitimi almaya başlamıştır. Paris Güzel Sanatlar Akademisi’nin sınavını kazanan Sumer, burada Fresk Atölyesi’nin başındaki Paul Baudoüin’in öğrencisi olmuştur.

 

Siyahlı Kadın, 1932, Sumer Aile Arşivi

Ayetullah Sumer, Fransa’da birçok kişisel sergi açmış ve karma sergilere katılmıştır. Sanatçının 1932’de Versailles Salon Sergisi’nde “Siyahlı Kadın” tablosuyla kazandığı gümüş madalya hem onun kariyeri hem de Türk resim sanatı açısından oldukça önemlidir.

Fransa’daki eğitimini tamamladıktan sonra Türkiye’ye dönen Sumer, hem Güzel Sanatlar Akademisi’nde eğitmen olarak hem de ressam kimliğiyle öne çıkmıştır. Özellikle Fresk Atölyesi’ni kurması, Cumhuriyet dönemi Türkiye’sinde duvar resmi sanatının akademik anlamda gelişmesine büyük katkı sağlamıştır. Bir yandan duvar resimleri üretirken, diğer yandan yeni sanatçılar yetiştirerek sanata yön veren isimlerden biri olmuştur.

Sanatçının manzara, natürmort ve portre çalışmaları sanat dünyasında büyük ilgi görmüş, resmi kurumlar ve özel koleksiyonlardan gelen yoğun talepler de bu ilgiyi açıkça ortaya koymuştur. Sumer’in sanat hayatını üç döneme ayırabiliriz. Ancak sanatçının deneyime açık yapısı ve sürekli değişim içinde olması, eserlerini dönemlere ayırmayı zorlaştırır. Bunun sebebi, keskin ayrımlardan ziyade dönemler arasında doğal ve akıcı geçişlerin bulunmasıdır. Bu geçişler, onun sanatsal arayışının izlerini taşırken, her dönem bir sonraki sürecin temelini oluşturmuştur. Dönemler arasındaki farklılıkları en net şekilde manzara resimlerinde gözlemleyebiliyoruz. İlk döneminde (İzmir-1939) empresyonizmin etkisi belirgindir. İkinci dönemde (1940-1950) ise empresyonizm ve gerçekçilik arasında eklektik bir yaklaşım benimsemiş, bu süreç bir geçiş evresi olmuştur. Üçüncü dönem ise olgunluk evresi olarak tanımlanabilir; bu dönemde sanatçı, eserlerini daha gerçekçi bir anlayışla ele almıştır. Yıllar içinde yaşadığı sanatsal değişimler, içinde bulunduğu sanat ortamının ve düşünsel dünyasının bir yansımasıdır. Özellikle Fransa’da eğitim aldığı süreçte, Paris Güzel Sanatlar Akademisi’ndeki hocası Paul Baudoüin’in empresyonist olması, sanatçının ilk dönem eserlerini doğrudan etkilemiştir.

 

Manzara, 1935, Sumer Aile Koleksiyonu

 

1940-1950 yılları arasındaki geçiş döneminde, Akademi’de modern sanat ile akademik sanat arasındaki tartışmalar etkisini hissettirmiştir. Bu dönemde Sumer, düşünsel olarak klasik resim eğitimini savunmuş ve söz konusu yaklaşımı eserlerine de yansımıştır. Empresyonizmin izleri hala görülebilse de sanatçı giderek gerçekçiliğe yönelmeye başlamıştır. 1950-1979 yıllarını kapsayan olgunluk döneminde ise gerçekçi anlayış tamamen belirgin hale gelmiştir ve sanatçının en fazla sipariş aldığı yıllar olmuştur. Resmi kurumların yanı sıra, İstanbul’un eğitimli ve varlıklı aileleri de Sumer’in eserlerine büyük ilgi göstermiştir. Özel siparişlerde manzara resimleri önemli bir yer tutsa da, portre çalışmaları ayrı bir öneme sahiptir.

 

Haliç’ten Süleymaniye’nin Görünüşü, 1943
İstanbul Resim ve Heykel Müzesi Koleksiyonu

 

Portre sanatı, Sumer’in en önemli temalarından biridir. Kendini bir portre ressamı olarak tanımlayan sanatçı, iyi bir portre ustası olabilmek için manzara ve natürmort sanatında da yetkin olunması gerektiğine inanmıştır. Sanat eğitimi almadığı İzmir yıllarında bile portre çalışmaları yapan Sumer’in bu alandaki başarısı, 1932’de Versailles Salon Sergisi’nde “Siyahlı Kadın” tablosuyla kazandığı gümüş madalya ile ödüllendirilmiştir. Türkiye’de ise İsmet İnönü’nün, portresini yapması için kendisini davet etmesi, sanatçının bu alandaki ustalığını bir kez daha kanıtlamıştır.

Ayetullah Sumer’in portre sanatına verdiği önem, hayatı boyunca ürettiği eserlerden de açıkça anlaşılmaktadır. Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü gibi devlet adamlarının yanı sıra, askerler, sanatçılar ve tarihi kişiliklerin portrelerini resmetmesi, portre sanatının onun sanat hayatındaki yerini vurgulayan en önemli göstergelerden biridir.

 

 İsmet İnönü Sanatçılarla Birlikte (En Sağdaki Ayetullah Sumer)  Atatürk Portresi, İş Bankası Koleksiyonu

 

Sanatçının portre anlayışı, manzara resimlerine kıyasla daha erken bir olgunluğa ulaşmıştır. İlk dönem portrelerinde empresyonizmin etkileri belirgin olsa da, geçiş evresine girmeden önce bile gerçekçiliğe yöneldiği fark edilmektedir. Aynı eğilim, natürmort çalışmalarında da kendini göstermektedir.

 

Galatasaray Sergisi, 1939, Akşam GazetesiAyetullah Sumer’i Türk sanat tarihinde önemli kılan unsurlardan biri, Güzel Sanatlar Birliği’ndeki aktif rolü ve katkılarıdır. Türkiye sanat ortamında önemli bir konuma sahip olan Güzel Sanatlar Birliği, köklü geçmişi ve düzenlediği sergilerle dikkat çeken bir oluşumdur. Osmanlı Ressamlar Cemiyeti’nden gelen bu geleneğe 1934 yılında katılan Sumer, 1937’de yönetim kuruluna seçilmiş ve 1955 yılına kadar çeşitli görevler üstlenmiştir. Sanatçı, vefatına kadar birliğin aktif bir üyesi olarak kalmış; İstanbul, Ankara ve Anadolu’nun farklı şehirlerinde düzenlenen sergilere katılmış, bazı sergilerin küratörlüğünü üstlenmiştir.

Ayetullah Sumer’in sanatçı kimliği yalnızca eserleri ve eğitmenliğiyle sınırlı kalmamıştır. Daha önce de belirtildiği gibi, birçok serginin küratörlüğünü yapmış ve sanat üzerine çeşitli yazılar kaleme almıştır. Türk sanatının gelişimine katkı sunan pek çok oluşumda yer almış, sanatını sadece Türkiye’de değil, Avrupa’nın farklı şehirlerindeki sergilere de taşımıştır.

Sumer, sanata derin bir bağlılık göstermiştir ve evi aynı zamanda bir atölye işlevi görmüştür. 1949’da Şişli’deki Villa Sumer adlı apartmanını inşa ederken, burada atölyelere özel bir yer ayırmıştır. Bu apartmanda, eşi Semiha Hanım’la birlikte Resim ve Yağlı Boya Kursu’nu açmış ve çok sayıda öğrenci yetiştirmişlerdir. Çiftin ortak çalışmaları bununla sınırlı kalmamış, birçok resmi kurum için yapılan duvar resimlerinin bir kısmı da ikisinin birlikte hazırladığı projelerdir. Sumer çiftinin evi, dönemin sanat ortamında önemli bir merkez haline gelmiş; çeşitli davetler, uzun sanat sohbetleri ve sergilerle kültürel bir buluşma noktası olmuştur.

 

Ayetullah Sumer, yetmiş dört yıllık yaşamına pek çok önemli başarı sığdırmış bir ressamdır. Bugün eserleri, dünyanın farklı köşelerindeki koleksiyonlarda yer almakta ve onun sınırların ötesinde bir sanatçı olduğunu kanıtlamaktadır. Sumer, çocukluğunu ve gençliğini zorlayıcı yıllarda geçirmiş, ancak Cumhuriyet’in idealist ruhuyla yetişmiş bir sanatçı olarak gelişmiştir. Bu idealist yaklaşım, onu İzmir’den çıkıp dünyaya açılan bir sanatçı yapmıştır.

 

Semiha-Ayetullah Sumer
Sumer Aile Arşivi

 

Author: Dr. Muzaffer Karaaslan

Tags

Hafıza
Yaratıcılık