Eski zamanlarda insanımız denize karşı hep mesafeli durmuştur. Onunla doğrudan temas etmekten kaçınmış suya olan iştiyakını çaylardan, derelerden, kaplıcalardan gidermiştir. Denize bu kadar yakın olup da uzak kalmak şaşılacak iş elbette. Acaba denizin devasa dalgaları mıdır buna neden olan yoksa tuzlu suyu mudur? Belki de her ikisidir. Hem şimdiki gibi bronzlaşma da neymiş. Eskiden beyaz ten makbulmüş.
Evvel vakitlerde insanlar deryanın suyunda değil engin maviliğinde ve havasında mestane olurmuş. Gel zaman git zaman, tarihler 1700’lü yıllara geldiğinde, rivayete göre o dönemde “deniz suyu pek şifalıdır, kaplıca suyu gibi birçok derde devadır” sözü dilden dile yayılmış. Kuduz aşısının keşfedilmediği o çağda kuduzlu bir köpek tarafından ısırılan bir kimseyi tedavi etmenin en tesirli yolunun deniz banyosu yapmak olduğu ansiklopedilerde, sözlüklerde bilumum tababet kitaplarında açık açık yazılır hale gelmiş. Devrin tabipleri sayfa sayfa deniz banyosunu metheden risaleler, broşürler yazmış. İnsan dediğin ölümlü bir varlık, ölümden de korkar elbet. Bakmış ki derya denilen şey uçsuz bucaksız şifa kaynağı; atlamış hemen deniz suyuna. Ama yüzmek için değil; yıkanmak için! Bundan mülhem “deniz banyosu” diyoruz ya zaten. Dört tarafı kapalı, olacak. Fazla derin olmayacak. Dışarıdan içerisi asla gözükmeyecek. Ama üstü de açık olacak. Bir de kadınlara ayrı erkeklere ayrı olacak. Eğer yakınlarsa birbirine asla ses gitmeyecek. Adı da “deniz hamamı” olmalı ki mahalle sakinlerinin hamam adetlerine bir yenisi daha eklensin.
Deniz hamamları, her ne kadar İstanbul Boğazı’yla, Haliç’le, Kumkapı ve Salacak sahilleri ile yan yana çok anılsa da; İzmir’deki muadilleri de en az bunlar kadar meraka muciptir. Hem İstanbul’un Pera’sı varsa güzel İzmir’in Frenk Mahallesi var. Dahası liman kenti ve haliyle Levanten yatağı. Frenk ayanı olan bu güruh denize pek kıymet verirlermiş. Yalılarının önüne de küçük süslü odacıklar şeklinde deniz hamamı yaptırırlarmış. Bunların her gün denize girdiğini işiten müslim-gayrimüslim ahali ise biraz hayretten biraz da meraktan deniz hamamlarına doğru yol alırlarmış. Böyle böyle alışmış denize bizim güzel İzmir’imizin kıymetli sabık ahalisi… Önce şifa diye gidiverdikleri deniz hamamlarına bu sefer de sayfiyelik gitmeye başlamışlar. Zamanla hamamların içi dar gelmiş ve tahta perdeleri kaldırıp uçsuz bucaksız deryaya kulaç atmaya başlamışlar. Kuru tahta üzerinde güneşlenmek artık zevk vermemiş olacak ki hemen sıcacık kumsallara atıvermişler kendilerini. Daha sonra Fransız modasına uymuş olacaklar ki artık plaj kelimesi dillerine pelesenk olmuş.

İzmir’de deniz hamamlarının ne zamandan beri var olduğunu bilmek güç. Resmi kayıtlara göre 1829 yılında Hariciye Kâtibi Emin Efendi Gurebâ-ı Müslimin Hastanesi’ne gelir sağlamak amacıyla deniz hamamı kurdurmuş. Buradan hareketle en azından 1800’lü yılların başlarında kentte deniz hamamlarının var olduğuna dair bir çıkarımda bulunabiliriz. Bununla birlikte kentteki deniz hamamlarının sayısını tam olarak tespit etmek zordur. Aydın Vilayeti 1330 Sene-i Maliyesi Ticaret Rehberi’ne göre İzmir’de 1914 yılında 17 adet deniz hamamı varmış. Birinci Dünya Savaşı sırasında bu hamamlardan bir kısmı işletilmemiş olacak ki; deniz hamamlarının sayısı 1918 ve 1920 yıllarında 12’ye düşmüş. Bir sonraki yıl sayı daha da düşerek 10 adet deniz hamamı kalmış. Uluslararası Amerikan Koleji Araştırma Komitesi’nin 1921 yılında hazırlamış olduğu rapora göre ise aynı tarihte kentte 11 adet deniz hamamının olduğu bilgisine ulaşıyoruz. 1918 yılına ait kayıtlarda yer alan deniz hamamlarının altısını Müslüman, dördünü Rum ve iki tanesini ise Levantenler işletiyormuş. Ayrıca deniz hamamlarında dördü çocuk olmak üzere 24 kişi de bu deniz hamamlarında çalışıyorlarmış.
Deniz hamamları genellikle Alsancak Limanı çevresinde ve Karşıyaka’da kurulurmuş. Alsancak’taki deniz hamamları halk tarafından çok rağbet görse de temiz olmadıkları söylenirmiş. Zira şehrin atık suları bu bölgeye akıtılıyormuş. Bir de rüzgâr şehre doğru estiği zaman deniz suyu bulanıklaşıyor ve dalgalarla birlikte çöp, zerzevatın bir kısmı deniz hamamlarının havuzuna karışıyormuş. Fakat kullanışlı olmaları nedeniyle halk Karşıyaka’daki hamamlardan ziyade buralara geliyormuş. Oysaki o vakitler Karşıyaka sahili ve suyu pek temizmiş. Belki de buradaki hamamların haftanın sadece iki günü açık kalmasından mütevellit halk Alsancak’a akın ediyordu. Karşıyaka’daki deniz hamamları içerisinde rıhtımın yanında bulunan İzmir Sanayi Mektebi’ne ait deniz hamamıymış. Yatılı talebeler izin günlerinde buraya gelir yüzerlermiş. Hem ayakaltı bir mevkide olduğu için yerli halktan da gelenler olurmuş. Bu yüzden müşterisi bol bir hamammış.
Müşteriler deniz hamamlarına akın ededursun. Bizim ehli kubur şirketler de iştahını kabartadursun. Bakmışlar ki ahali buralara pek rağbet ediyor. Onlarda İzmir’imizin muhtelif, mümbit, mazbut yerlerinde lüks mü lüks deniz hamamları açmışlar. Bunlardan biri olan Kasaba Demiryolu Şirketi, açtığı deniz hamamına gelecek müşterileri için özel tramvay tarifesi bile çıkarmış. Fakat akıbeti umulandan feci olan bu hamam talihsiz bir şekilde aniden çökmüş ve birkaç kişinin de ölümüne sebep olmuş. Bu hamama yakın bir başka yerde ise yine başka bir şirkete ait Aya Triada adında İzmir’in seçkin tabakasına hitap eden bir deniz hamamı daha varmış.
Halka açık deniz hamamlarını tercih etmeyen zenginler eğer deniz kenarında yalıları var ise önüne hususi deniz hamamları yaptırırlarmış. Küçük, zarif ve estetik yaptırılan bu hamamlar sahil kıyısı boyunca süslü kutucuklar şeklinde görünürmüş. Genellikle Göztepe ve Karataş sahillerinde rastlanırmış bu hamamlara. Peki, hangi yalılarda varmış bu deniz hamamları? Liste uzun lakin bir kısmını biz söyleyelim: Şamlı Yalısı ya da diğer adıyla Hulusi Nalbantgil Yalısı, Kasabalı Nuri Bey Yalısı, Ragıp Şamlı Yalısı, Kardıçalı İbrahim Bey’in damadı Nazif Öktem Yalısı, Yemişçi Yalısı ya da diğer adıyla Keresteci Sabri Bey Yalısı, Nişli Yalısı ve Vali Konağı… Vali Konağı ve Nişli Yalısı dışındaki diğer yalılar Göztepe’de bulunuyormuş. Vali Konağı ise Sadıkbey ile Göztepe arasında kalan bir güzergâhta yer alıyormuş.

Vali Konağı’nın önünde bulunan hususi deniz hamamı diğer yalılarınkinden biraz farklıymış. Küçük bir vapur iskelesini andıran bu hamamın her tarafı açık olup yalnızca direklerin üzerine kurulu bir çatısı varmış. Rahat 20-30 kişi sığacak şekilde yaptırılmış. Konağın önünden geçen meraklı kimseler valinin denize girip girmediğini görmek için göz ucuyla çaktırmadan bu hamamı seyrederlermiş. Nişli Yalısı ise Karantina’daymış. Bu hamama ise yalının bahçesinden girilirmiş.

Cumhuriyetin sağladığı hürriyet havası deniz hamamlarının da hususiyetini değiştirmiş. Apartmanların kentte görünür hale gelmesiyle birlikte bu sefer de apartmanlara özel deniz hamamları ortaya çıkmış. Yalnız halk bunlara modaya uyup hamam değil de banyo derlermiş. En bilinenleri ise Üç Deniz Banyosu ya da halk arasındaki adıyla Aydınlıların Banyosu ve Binnaz Apartmanı’nın deniz banyosuymuş. Bir de Sapmazların Banyosu varmış. Karantina’daki gençler bu deniz banyolarından bolca istifade ederlermiş. Binnaz Apartmanı’nın deniz banyosunda türlü oyunlar, eğlenceler tertip edilirmiş. Bayrak yarışları, atlama gösterileri ve çeşitli oyunlar oynanırmış. Fakat bunlar bilindik deniz hamamlarından farklı olarak denize bakan tarafı açıkmış. Diğer deniz hamamlarının aksine dışarıdan kimseler de bu banyolardan istifade edebiliyorlarmış.
Ezcümle… İzmir’in gündelik yaşamında uzunca bir süre varlığını sürdüren bu mekânlar artık bugün yok. Yaş almış kişilerin bile hatırladığı muallak. Fakat yeni nesil bu hamamların adını bile duymadı. Bırakın duymayı tahayyüllerinde bile yok. Oysaki bilseler yazın serinlemek için koştukları plajlar bu mekânlardan mülhem çıktı. Varlığını 1970’li yıllara kadar farklı şekillerde sürdüren deniz hamamları artık İzmir’in nostaljik hafızasında cansız hatıralar suretinde yâd edilmeyi bekliyor.